Türkiye’nin geleceğini kim şekillendirecek?

Yıllar önce, Amerika’nın önde gelen dergilerinden Politico, Türkiye ile ilgili bir makale yayınladı. Makale ülkedeki güç dengesi ile ilgiliydi. Buradaki öncül, Türkiye’deki güç diyagramının üç vektörden oluşmasıydı. Birincisi, sivil siyasette aktif güçler olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), ikinci güç askeri seçkinler ve üçüncü vektör ise Gülenci Terör Grubu (FETÖ) idi. Derginin tahminlerine göre bu güçlerden hangisi diğerini ortadan kaldırırsa Türkiye’nin geleceğini belirleyecekti.

Politico dergisi böyle bir makaleyi yayınlarken, Amerika Birleşik Devletleri’nin genel yaklaşımı gibi, güçleri muhtemelen dost ve düşman olarak tanımladı.

İktidar aracı olarak NATO

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin Almanya, İtalya ve diğerleri gibi çoğu Avrupa devletini NATO kavramını kullanarak askeri vesayet yoluyla kendisine bağladığı az bilinen bir gerçektir. Türkiye savaşın yenilen tarafında olmasa da 1960 askeri darbesiyle askeri vesayet yoluyla ABD’ye bağlandı. Bu vesayet zayıfladığı her dönemde yeni darbelerle kendini yenilemiştir. 1997’de, yaygın olarak “postmodern darbe” olarak bilinen 28 Şubat bildirisi, hükümeti istifaya zorladı. FETÖ’nün hiçbir zaman sivil planları olmadığı sonradan anlaşıldı. Terör örgütünün amacı, ABD adına darbe yapanlar gibi, askeri güç kullanarak ülkeyi ele geçirmekti. Daha sonra kamuoyunda yine FETÖ’nün ülkeyi yönetmek yerine işgale hazırlanmak istenmediği yaygın bir kanaat haline geldi.

AK Parti hükümeti ve lideri Erdoğan, 10 yıl içinde sözü edilen diğer iki güç vektörünü yenerek ülkeyi güvenilir bir şekilde sivil siyasete teslim etti. Türkiye, TBMM’nin bombalanması, terör örgütleriyle mücadele gibi büyük olayların üstesinden gelerek gücünü yeniden kazandı. Sonunda Türkiye yeniden güçlenmekle kalmadı, gücünün sınırlarının da farkında oldu.

Böylece Politico dergisinin kehaneti gerçek oldu ve Erdoğan günümüz Türkiye’sini şekillendirmeyi başardı.

İç ve dış politika

AK Parti hükümetinin iç siyasetteki dehasının seviyesi, mücadelenin ağırlıklı olarak ülke içinde yaşanmasıyla ilk 10 yılda netlik kazandı. AK Parti iç siyasette devrim niteliğinde bir başarı öyküsüne öncülük etti.

Yeni Türkiye’nin o dönemde uluslararası arenadaki haklarına ilişkin duruşu ve tutumu bu kadar net değildi. Türkiye’nin örnek teşkil eden dış politikası, Batılı devletlerle çıkar çatışmaları ortaya çıktığında daha da belirginleşti. Her karşı mücadele, Türkiye’nin adım adım güçlenmesiyle sonuçlandı. AK Parti hükümeti, iktidarının ikinci on yılında dış politika başarıları sağladı. AK Parti hükümeti ilk on yılda iç siyasette yaptığı dahiyane çalışmalar gibi, ikinci on yılda da dış politikada başarılara imza attı.

2023 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri planlanıyor. Son 20 yıldır olduğu gibi muhalefet partileri de fazla etki gösterememiştir. Geleceğe dair bir vizyonları yok. Böylece AK Parti, seçimle birlikte Türkiye’nin geleceğinde en etkili vektör olma şansına sahip oldu.

Hükümetin önünde iki sorun beliriyor: Birincisi, seçim yolunda ittifaklar kurarak Halk İttifakı’na karşı güç kazanan muhalefet; ikincisi, yaşam maliyeti.

Son 20 yılda hiçbir kriz AK Parti hükümetini bu kadar etkilemedi. AK Parti, muhalefetin mevcut kültürel ve entelektüel eleştirilerini hiçbir zaman ciddiye almadı. Hayat pahalılığının yüksekliği, muhalefetin ekonomik olmayan eleştirilerinin de etkinliğini güçlendirdi. AK Parti yakın zamana kadar halk desteğini hiç zarar görmeden arkasında tutabiliyordu.

rasyonellik testi

AK Parti kurulduğu günden beri akılcıdır. Türk siyasetine akılcılığı getirenin parti olduğunu söylemek yanlış olmaz. AK Parti hükümetleri her zaman olduğu gibi faydalı yatırımlarına devam ediyor ve seçimlerde bu tür yatırımların siyasi getirisi yok denecek kadar az olsa da hız kesmiyor.

Salgın, iki yıldır dünya genelinde ekonomik dengesizlikler yarattı. Salgının bittiğini ilan ettikten sonra bölgemizde Rus-Ukrayna savaşı başladı. Bu arada, dünyanın tüm devletleri bu durumla kendi yöntemleriyle baş etmeye çalışıyor.

Türkiye’de gıda ve diğer emtialarda herhangi bir enerji krizi veya tedarik zinciri kırılması yaşanmadı. Ancak anormal fiyat artışı dünyadaki örneklerle benzerlik gösteriyor. Enflasyon çok yüksek ve döviz kurları kontrolsüz bir şekilde yükseliyor. Bu durum zarar vericidir.

Devlet rasyonelliğini her alanda korur ve ekonomide makul adımlar da dahil olmak üzere tedbirler alır.

AK Parti, hükümetin ekonomide dünya koşullarının izin verdiği ölçüde “akılcı” adımlar attığını seçmenlerine hissettirmelidir. Bu sağlanabilirse 2023 seçimlerini kazanmak için önemli bir avantaj sağlayacaktır çünkü AK Parti’nin seçimlerdeki en büyük rakibi geçim sıkıntısıdır.

Günlük Sabah Bülteni

Türkiye’de, bölgesinde ve dünyada neler olup bittiğini takip edin.

BENİ KAYDET

İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz. Kaydolarak Kullanım Koşullarımızı ve Gizlilik Politikamızı kabul etmiş olursunuz. Bu site reCAPTCHA tarafından korunmaktadır ve Google Gizlilik Politikası ve Hizmet Şartları geçerlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.