ABD’nin Orta Doğu ile yeni angajmanı: Mümkün mü?

Amerika Birleşik Devletleri’nin son üç başkanı – Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden – ülkelerinin dikkatini Çin’e odaklamak için Orta Doğu’dan kısmi bir geri çekilme sözü verdi. Nitekim Başkan Biden, Amerikan birliklerini Afganistan’dan çekmek için acele etti ve o ülkeyi Taliban’a teslim etti. Onun gözetiminde Washington, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) uzaklaştı ve İran ile nükleer müzakerelere geri döndü. ABD politikasındaki bu değişiklik, bölge ülkelerini normalleşmeye teşvik etti. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, bölgenin dünya ekonomisi ve küresel istikrar açısından yeniden önem kazanmasına neden olmuştur. Buna göre Biden, 13-16 Temmuz 2022 tarihlerinde Ortadoğu ile yeniden ilişki kurmak ve müttefikleriyle “Amerika’nın stratejik ortaklığını güçlendirmek” için bölgede üç gün geçirdi. İsrail ve Filistin’i ziyaret eden ABD başkanı, Cumartesi günü Suudi Arabistan’da Körfez liderleriyle bir araya geldi ve daha önce bir “parya”ya dönüştürme sözü verdi.

Partisi, artan enerji maliyeti nedeniyle Kasım ayında yapılacak ara seçimleri kaybedebilecek olan Biden, Suudi Arabistan’ı petrol üretimini artırmaya ikna etmeyi umuyor. Ortadoğu’nun su yolları, küresel tedarik zinciri ve enerji kaynaklarına sahip olması nedeniyle önemli olduğunu savunduğu bir fikir makalesinde neden Suudi Arabistan’a gittiğini açıklamak zorunda kaldı. Bölgenin güvenliğinin ve entegrasyonunun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin küresel etkisini azaltabileceğini belirten Biden, ziyaretinin “Rusya’nın saldırganlığına karşı koymayı” ve “Çin’i yenmeyi” hedeflediğini söyledi. Hal böyle olunca Washington’un Rusya ve Çin ile olan büyük güç rekabeti ABD’nin bir kez daha bölgeye odaklanmasına neden oldu.

Bölgedeki herhangi bir ABD yönetiminin en büyük önceliğinin İsrail’i güçlendirmek olduğunu söylemeye gerek yok. Bir zamanlar “Siyonist olmak için Yahudi olmanıza gerek yok” diyen Biden’ın geçen haftaki ziyaretinin asıl amacı, İsrail’in bölgedeki diğer ülkelerle birlikte “yeni bir güvenlik ve ekonomik mimari” inşa etmesine yardımcı olmaktı. Diğer bir deyişle, amacı İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşmeyi kolaylaştırmak, İran’ın nükleer programı üzerinde baskı oluşturmak ve Körfez ülkelerini Tahran’a karşı ortak bir savunma ve güvenlik şemsiyesi altında birleştirmekti.

ABD başkanının İsrail ve Körfez ülkelerini veya Cidde’deki toplantıya katılan Mısır, Irak ve Ürdün liderlerini İran karşıtı bir blokta başarılı bir şekilde bir araya getirmesi pek olası görünmüyor. Ne de olsa, Washington’un bölgeyle ilişki düzeyindeki sık sık değişiklikler, bölgesel oyunculara güven vermiyor. Ayrıca Körfez ülkeleri, Ukrayna savaşının ardından daha özerk bir politika izlemiştir. Yaptırımlara katılmayı reddetmenin yanı sıra, Rusya ve Çin ile ilişkilerini çeşitlendirmeyi seçtiler.

Biden’ın, Trump yönetiminin “küre” ittifakıyla başaramayacağı bir İran karşıtı blok oluşturması da olası değil. Körfez ülkeleri, Biden’ın yarım yamalak yorumları yüzünden İran’la normalleşme riskini göze almayacaklar. Ayrıca İsrail’in sunduğu güvenlik şemsiyesi, Körfez’i İran’dan veya onun vekillerinden koruyamaz. Bazı İran hedeflerini vurmakla İran’a karşı bölgesel bir savaş yürütmek arasında büyük bir fark var.

ABD, bölgenin küresel siyasetin “temel taşı” rolünü bir kez daha keşfetmiş olabilir, ancak pek kimse Orta Doğu ile yeni ilişkisinin özellikle güçlü olmasını beklemiyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bölgeyle yakından ilgileniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İran lideri Ebrahim Raisi ile yarın Tahran’da görüşecek. Beyaz Saray’ın Tahran’ın Moskova’ya yüzlerce insansız hava aracı teslim edeceğini ve Joe Biden’ın Ortadoğu turuna çıkacağını iddia etmesinden kısa bir süre sonra Rus liderin İran’ın başkentini ziyaret etmesi dikkat çekici. Özellikle Suriye’de bölgesel nüfuzunu artıran Rusya’nın İran ile ilişkilerini derinleştirmesi ve Körfez ile İran arasında arabulucu olması şaşırtıcı olmaz.

Ukrayna savaşı uzadıkça, Avrupa’nın ekonomik kayıpları kötüleşiyor ve Rusya’ya daha fazla nefes alma alanı sağlıyor. Mevcut koşullar altında, ABD’nin Rusya ve Çin’i Ortadoğu’da içine alacak, İran’ın İsrail ve Körfez ile olan sorunlarına değinecek yeni bir tür angajman keşfetmesi imkansız görünüyor. Türkiye’nin dengeleyici ve istikrar sağlayıcı/güvenli rolünü bile takdir edemeyen Washington’un yeni diplomatik çabalarının tam bir zaman kaybı olması kuvvetle muhtemeldir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.